Hadis sayısındaki çokluğun nedenleri
Hadis sayısındaki çokluğun nedenleri
Sahabelerin ve haleflerinin tarihini incelediğimizde, hadislerin yayılmasında birçok faktörün önemli rol oynadığını görürüz. Dokuz ana nedeni özetleyeceğiz.
Birinci sebep: Hadisin kastedilerek rivayet edilmesi, bu da kendi içinde insanların iki gruba ayrıldığı bir ihtilafı temsil ediyordu:
Bu grup, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sallam)’in hadislerde söylediği sözleri, hiçbir değişiklik, ekleme veya yokluk yapmadan aynen aktarmaya ve titizlikle dinlemeye özen gösteren bir gruptu. Bunlar arasında Muhammed bin Sirin, Al-Qasim bin Muhammed ve Raja bin Haywa vardı. Bunun delili ise Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sallam)’in Veda Hacında buyurduğu şu sözdür: “Sözlerimi işiten, anlayan ve işittiği gibi aktaran kişiye Allah rahmet eylesin; çünkü belki de işiten, elçiden daha bilgilidir.”
Başka bir grup ise rivayet konusunda daha hoşgörülü bir yaklaşım benimseyerek hadislerin anlamıyla nakledilmesine izin verdi ve anlamı değişmediği sürece hadisin tam kelimelerinin eş anlamlılarıyla değiştirilmesinde bir sakınca görmedi. Bunlar arasında Mısır’a taşındıktan sonra Şafiî, teşvik ve uyarı üzerine eserlerinde İbn Hanbel, Ebu Hanife el-Nu’man, Sufyan el-Sevri, Emir el-Şabi ve diğerleri yer almaktadır.
Onların iddiası, el-Taberani’nin el-Mu’cem el-Kebir’de Abdullah ibn Süleyman el-Leysi’den rivayet ettiği bir hadise dayanmaktadır: “Dedim ki: ‘Ey Allah’ın Resulü, senden bir şey işittim ki, kelimesi kelimesine aktaramıyorum, bu yüzden bir harf ekliyor veya çıkarıyorum.’ O da şöyle cevap verdi: ‘Eğer haram olanı helal, helal olanı haram kılmazsan ve anlamı doğru bir şekilde aktarırsan, bunda bir sakınca yoktur.'” Benzer bir örnek, hadis ezbercilerinin üstadı ve Kufalı fıkıhçı Sufyan el-Sevri’nin (ö. 161 Hicri) “Bize Allah’ın Resulü’nden (s.a.v.) işittiklerinizi anlatın” sorusuna verdiği cevaptır. O şöyle cevap verdi: “Allah’a yemin ederim ki, bunu yapmanın imkanı yok. Size aynen duyduğum gibi aktardığımı söylesem bile, bana inanmayın. Önemli olan anlamdır. Eğer size aynen duyduğumuz gibi aktarmak isteseydik, size tek bir hadis bile rivayet etmezdik.”
İkinci sebep:
Birden fazla rivayet var, ancak konu aynı. Bunun bir örneği, namaz kılanın son oturuş pozisyonunda okuduğu Teşehhüd duasıdır; bu duanın sözleri ve rivayetleri on farklı rivayete kadar değişmiştir. Bunları aşağıda detaylandıracağız:
- İbn Mesud’un Teşehhüdü: İki Şeyh, Sahihlerinde Abdullah İbn Mesud’dan rivayetle şöyle demişlerdir: “Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sallam), bana teşehhüdü , tıpkı Kur’an’dan bir sureyi öğrettiği gibi , elimi tutarak öğretti : ‘Bütün selamlar, dualar ve iyilikler Allah içindir. Sana selam olsun, ey Peygamber , Allah’ın rahmeti ve bereketi sana olsun. Bize ve Allah’ın salih kullarına selam olsun. Şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur ve şahitlik ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve elçisidir.'”
- İbn Abbas’ın şahitliği: Müslim Sahih’inde, Sünen ve Şafiî de El-Umm’da Abdullah İbn Abbas’tan rivayetle şöyle buyurmuştur: “Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sallam), bize Kur’an’dan bir sure öğretirken, iman şahadetini de öğretirdi ve şöyle derdi: ‘De ki: Bütün selamlar, salavatlar, dualar ve iyilikler Allah içindir. Sana selam olsun, ey Peygamber, Allah’ın rahmeti ve bereketi sana olsun. Bize ve Allah’ın salih kullarına selam olsun. Şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur ve şahitlik ederim ki, Muhammed Allah’ın Resulüdür.'”
- Ömer ibn el-Hattab şahitlik etti: İmam Malik, El-Muvatta’da İbn Şihab el-Zuhri’den, o da Urva ibn el-Zubayr’den, o da Abdurrahman ibn Abdurkari’den rivayet ettiğine göre, Ömer ibn el-Hattab’ı minberde, Sahabelerin huzurunda işittim ve Sahabeler bunu oybirliğiyle inkâr etmediler. Şöyle dedi: “De ki: Selamlar Allah içindir, iyi, gelişen, bereketli olan ve dualar Allah içindir. Selam sana olsun, ey Peygamber, Allah’ın rahmeti ve bereketi de sana olsun. Selam bize ve Allah’ın salih kullarına olsun. Şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur ve şahitlik ederim ki, Muhammed Allah’ın elçisidir.”
- Ebu Said Hudri’nin şahitliği: El-Hatib El-Bağdadi, Takyid-i İlm adlı kitabında Ebu Said Hudri’den rivayetle şöyle buyurmuştur: “Biz Kur’an’dan ve şahitlikten başka bir şey yazmazdık: Selam, dua, iyi şeyler, sana selam olsun ey Peygamber, Allah’ın rahmeti ve bereketi, bize ve Allah’ın salih kullarına selam olsun, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şahitlik ederim.”
- Cabir bin Abdullah’ın şahitliği: Nesai, İbn Mâce ve Tirmizi, Cabir bin Abdullah’tan rivayetle şöyle buyurmuşlardır: ” Allah’ın Resulü bize Kur’an’dan bir sure öğretirken, iman şahadetini de bize öğretirdi: ‘Allah’ın adıyla ve Allah’a yemin olsun, sana selam olsun, ey Peygamber! Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerimize ve Allah’ın salih kullarına olsun! Şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur ve şahitlik ederim ki, Muhammed Allah’ın Resulüdür .'”
- Müminlerin Annesi Ayşe’nin şahitliği: Malik, El-Muvatta’da Ayşe’nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: “İman şahadetini okurken: ‘Selamün aleyküm, bize ve Allah’ın salih kullarına selam olsun. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şahitlik ederim.'”
- Ebu Musa el-Eş’ari’nin şahitliği: Müslim ve Ebu Davud, Ebu Musa el-Eş’ari’nin şahitliğinin şöyle olduğunu rivayet etmişlerdir: “Ey Peygamber, sana salat ve selam olsun, Allah’ın rahmeti ve bereketi de senin üzerine olsun. Bizlere ve Allah’ın salih kullarına da selam olsun. Şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur ve şahitlik ederim ki, Muhammed Allah’ın elçisidir.”
8. Abdullah bin Ömer’in şahitliği: Malik, İbn Ömer’den rivayet ettiği üzere, El-Muvatta’da Nafi’den naklederek şöyle buyurmuştur: Abdullah bin Ömer, şahitliği okur ve şöyle derdi: “Allah’ın adıyla, selam Allah’adır, dua Allah’adır, Peygambere salat ve selam olsun, Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerimize olsun, bize ve Allah’ın salih kullarına salat ve selam olsun, Allah’tan başka ilah olmadığına şahitlik ederim ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şahitlik ederim.” Sonra şahitliğini bitirip selam vermek istediğinde şöyle derdi: “Peygambere salat ve selam olsun, Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerimize olsun, bize ve Allah’ın salih kullarına salat ve selam olsun.” Bu, şahitliğe bir ekleme ve bir tekrardır.
- Samra bin Cundub’un şahitliği şöyleydi: “Bütün selamlar, dualar ve egemenlik Allah’a aittir. Ey Peygamber, sana selam olsun, Allah’ın rahmeti ve bereketi de senin üzerine olsun. Bize ve Allah’ın salih kullarına selam olsun. Şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur ve şahitlik ederim ki, Muhammed Allah’ın elçisidir.”
- Ehl-i Beyt İmamlarının Şahitliği: İmam Sarakhsi, El-Mabsut adlı kitabında, Peygamberimizden (sallallahu aleyhi ve sellem) rivayet ettiğine göre, şahitlik duası şöyledir: “Bütün selamlar, güzel, temiz, mübarek ve hayırlı olanlar Allah içindir. Sana selam olsun, ey Peygamber, Allah’ın rahmeti ve bereketi sana olsun. Bize ve Allah’ın salih kullarına selam olsun. Şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur ve şahitlik ederim ki, Muhammed Allah’ın elçisidir.”
Bu on tanıklıkta geçen iki ifade üzerinde uzun uzadıya duracağız.
Birincisi: İbn Abbas ve Cabir şöyle demişlerdir: “Allah’ın Resulü bize teşehhüdü, tıpkı Kur’an’dan bir sureyi öğrettiği gibi öğretirdi.”
İkinci rivayette, Ebu Sa’id el-Hudri’nin aktardığına göre, “Biz Kur’an ve Teşehhüd’den başka bir şey yazmazdık” denmektedir. Şunu soruyoruz: Namazın rükünlerinden olan ve onsuz namazın geçersiz sayıldığı bir dua için birden fazla rivayet ve farklı ifadeler caiz ise, Teşehhüd’den daha az önemli ve anlamlı olan diğer konular için durum nasıl olur?
Üçüncü sebep:
Hadis külliyatının şişmesine katkıda bulunan en önemli faktörler, Peygamberimiz (s.a.v.) hakkında uydurma, tahrif ve yalan söyleme olmuştur. Uydurma hadis, Peygamberimize (s.a.v.) yanlış bir şekilde atfedilen, bir amaçla uydurulmuş ve tahrif edilmiş herhangi bir uydurma söz veya eylemdir. Ve uydurmacılar ve yalancılar çoktur.
İbn Hallikan’a göre sayıları sayısızdır ve bunların en ünlüleri şunlardır: 1- Medine’de İbn Ebi Yahya, 2- Bağdat’ta El-Vakidi, 3- Horasan’da Mukatil ibn Süleyman, 4- Suriye’de Muhammed ibn Sa’id, 5- Abdülkerim ibn Ebu’l-Awja’, 6- Ahmed ibn Abdullah el-Khunbari, 7- Muhammed ibn Ukasha el-Kirmani, 8- Muhammed ibn Temim el-Farabi, 9- Seyf ibn Ömer et-Temimi, 10- Sa’d ibn Tarif, 11- Me’mun ibn Ahmed es-Sulemi ve onlar gibi birçok hadisi yalan ve iftirayla Peygamber Efendimiz (sav), sahabe ve ailesine isnat etmişlerdir. Bu uydurmaların sel gibi çoğalması ve zararlarının yaygınlaşması sonucu İmam Buhari’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Yüz bin sahih hadis ve iki yüz bin sahih olmayan hadis ezberledim.” Şunu belirtmekte fayda var ki, tüm bu insanlar en hayırlı nesiller döneminde yaşamışlardır! Hadislerin bu kadar büyük miktarlarda uydurulduğu ve Peygamberimize (s.a.v.) isnat edildiği bir neslin en hayırlı nesil olması düşünülebilir mi?
Bir hadis, metni, rivayet zinciri veya her ikisi de tamamen uydurma olabilir. Örneğin, İmam Nevevi’nin Sahih Müslim tefsirinde de zikredilen, Ebu Hurayra’dan rivayet edilen ve Peygamberimize (s.a.v.) atfedilen bir hadis vardır. Hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ümmetimde Muhammed ibn İdris adında bir adam olacak ki, o ümmetime İblis’ten daha çok zarar verecektir; ümmetimde Ebu Hanife adında bir adam olacak ki, o ümmetimin nuru olacaktır.” Ancak, hadisin rivayet zincirinde iki uydurmacı bulunmaktadır: Ma’mun ibn Ahmed el-Sulami ve Ahmed ibn Abdullah el-Hunberi. Bir hadis kısmen de uydurulabilir; bu uygulama hadis âlimleri arasında “idraj” (ekleme) olarak bilinir. Bu hem gülünç hem de tehlikelidir, çünkü sorumlu kişiyi yalancı olarak etiketlemekten kaçınmaya yarar. Makul düşünen insanların gözünde, Peygamberimize (sallallahu aleyhi ve sellem) atfedilen sözlerde kullanılan uydurma kelimelerin sayısı, onun hakkında yalan söyleme eylemiyle ilgisizdir.
Dördüncü sebep:
El-Abhari’nin Malik’in Muwatta’sını anlattığı bölümünde, Sahabelerden, onların takipçilerinden, mezheplerin imamlarından ve öğrencilerinden gelen hadislerin Peygamber’in (s.a.v.) sözlerine eklendiğinden bahsedilir. Sünnilerin kitaplarında, “Sahabenin sözü yetkilidir” başlığı altında ve Şiilerin kitaplarında, Peygamber’in (s.a.v.) sözlerine, Peygamber’in ailesinden, onların takipçilerinden, mezheplerin imamlarından ve öğrencilerinden gelen hadisler eklenir; bunun gerekçesi ise bunların hepsinin, ataları Muhammed’den (s.a.v.) miras aldıkları içsel bir masumiyet nedeniyle masum olduklarıdır.
Sahabelerin sözlerinin Peygamberimizin sözlerine eklenmesi ve Sahabelerin sözlerinin otorite kazanmasıyla, Sahabelerin ve Peygamberimizin ailesinin sözleri, Peygamberimizin sözlerine hadis olarak eklendi. Sahabelerin sözleri, Peygamberimizin sözleriyle iç içe geçti ve sayısız rivayet ortaya çıktı.
Beşinci sebep:
Kitap Ehli’ni Taklit Etmek. Kitap Ehli’ni taklit etmek, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sallam) zamanında da vardı. Bu, Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sallam) şu sözüne dayanmaktadır: (Ebu Said’den (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sallam) şöyle buyurmuştur: “Sizden önce gelenlerin yollarını karış karış, arşın arşın izleyeceksiniz; ta ki onlar bir kertenkele deliğine girselerdi, siz de girerdiniz.” Biz dedik ki: “Ey Allah’ın Resulü, Yahudiler ve Hristiyanlar mı?” Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sallam) şöyle buyurdu: “Başka kim olabilir ki?!” Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.)
Ve Yüce Allah şöyle buyuruyor:
{Senden öncekiler gibi, onlar da senden daha güçlü, daha zengin ve daha çok çocuk sahibiydiler. Onlar kendi paylarını aldılar, sen de kendi payını aldın, tıpkı senden öncekilerin aldığı gibi. Ve sen de onlar gibi günah işledin. İşte onların amelleri bu dünyada ve ahirette boşa gitti, işte onlar kaybedenlerdir.} (69) Tevbe.
Hristiyanlar, Müslümanlara İsa’nın sözleriyle övünürlerdi. İncil’in özünde İsa’nın biyografisi olduğunu, İncil’in İsa’nın ve Tanrı’nın sözlerini içerdiğini ve onlara göre İsa’nın sözlerinin Tanrı’nın sözleri olduğunu söyleyerek İsa’nın şu ve bu sözlerini aktarırlardı. Müslümanlar da Kitap Ehli’ni taklit etmeye, Peygamber’in sözlerini (Hadis) kutsal metinlere eklemeye başladılar. Hatta Peygamber’e sözler atfetmeye bile başladılar. Bunun nedeni, birinci yüzyılda Müslümanlar arasındaki bilgi, yazı ve kültür seviyesinin Kitap Ehli’ninkinden çok daha düşük olmasıydı. Bu nedenle, Müslümanlar anlamadıkları konularda Kitap Ehli’ne danışırlardı. O zamanlar Araplar, Romalılar ve Persler arasında var olan yönetim, idare ve yazı kültürüne sahip değillerdi. Müslümanlar, özellikle İsa ve Tanrı’nın sözleriyle dolu Hristiyanlık olmak üzere, Kitap Ehli’nin kültüründen büyük ölçüde etkilendiler. Müslümanlar, “Allah dedi ki” ve “Allah’ın Resulü dedi ki” demeye başladılar.
Hadisler, Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) biyografisi haline geldi; öyle ki, Peygamberimizin sözlerini Kur’an’ın önüne koydular ve hadislerle ayetleri yürürlükten kaldırdılar. Böylece hadisler İslam’ın merkezi haline geldi ve Kur’an ikinci plana düştü. Ömer’in (sallallahu aleyhi ve sellem) vefatından başlayarak Emevi ve Abbasi dönemlerine kadar Peygamberimiz adına hadis uydurmaya ve rivayetler tahrif etmeye başladılar. Ebu Hurayra şöyle dedi: “Ömer vefat edene kadar ‘Allah’ın Resulü şöyle buyurdu’ diyemezdik.” Sahabeler, Allah’ın Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu işittiler: “Kur’an’dan başka benden bir şey yazmayın. Kur’an’dan başka benden bir şey yazan onu silmelidir. Benden tereddüt etmeden rivayet edin. Benim hakkımda kasten yalan söyleyen cehennemde yerini hazırlasın.” (Müslim, cilt 18, s. 229). Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sallam), bazı kişilerin kendisine isnat edilen hadisleri yazdığını öğrendi. Minbere çıktı ve şöyle dedi: “İşittiğim kadarıyla sizin yazdığınız bu kitaplar nedir? Ben sadece bir insanım. Kimde bir şey varsa getirsin.” Ebu Hurayra dedi ki: “Biz de yazdıklarımızı topladık ve imha ettik.” veya şöyle dedi: “Yaktık.” (Bilgiyi Kısıtlamak – El-Hatib El-Bağdadi, s. 34)
Öne çıkan taklitçiler arasında hikaye anlatıcıları da vardı. Hikaye anlatıcıları eski çağlardan beri ve tarih boyunca var olmuşlardır, ancak İslam’ın gelişiyle birlikte insanlara hikayeler anlatmaya başlamışlar ve bilgileri, öğretim ve nasihat amacıyla geçmiş milletlerin ve diğerlerinin yorumlarını, geleneklerini ve anlatılarını içermiştir. Buna, geçmiş milletlerin haberleriyle ilgili olan ve çoğunu Kitap Ehli’nden, Yahudilerden ve Hristiyanlardan ve aralarından İslam’a geçenlerden, örneğin Abdullah bin Salam, Kaab al-Ahbar ve Wahb bin Munabbih’ten aldıkları ilk bilgi adını vermişlerdir (Arap Edebiyatı Tarihi, Al-Rafi’i, Cilt 1, s. 380).
Ancak, Muaviye döneminde hikaye anlatıcılığı siyasi bir araca dönüştürüldü. Muaviye’nin hikaye anlatıcılarını benimsemesi, onları siyasi olarak kullanmasının yanı sıra, Ömer döneminin sonlarından itibaren camilerde yaygınlaşan hikaye anlatıcılarını camilerden kovan İmam Ali’ye (Allah ondan razı olsun) bir tepkiydi. Tamim el-Dari, Medine camisinde ayakta durarak hikaye anlatmak için İmam Ali’den izin istemiş ve İmam Ali ona izin vermişti (Siyar A’jam el-Nubala’, cilt 2, s. 447). Tamim el-Dari, Ömer çıkmadan önce cuma günleri insanlara hikaye anlatırdı, sonra Osman’dan izin istedi ve Osman da ona iki gün boyunca cuma günleri insanlara hikaye anlatmasına izin verdi.
Ahmed Amin şöyle dedi: “Hikayeler, kitlelerin eğilimlerine uygun oldukları için hızla yayıldı ve hikayelerin çoğu yalandan ibaretti; öyle ki, Müminlerin Emiri İmam Ali’nin (Allah ondan razı olsun) onları mescitlerden kovduğu, ancak hakikati aradığı için Hasan el-Basri’ye istisna yaptığı rivayet edildi.” (Fajr Al-Islam, s. 159).
İbn Hacer el-Askalani’nin belirttiği gibi, Muaviye, Ka’b el-Ahbar’dan faydalanmıştır; zira Muaviye ona Suriye’de hikayeler anlatmasını emretmiş ve Suriye’nin ve halkının üstünlüğüne dair hadisleri yayan da o olmuştur (El-İsabe, Cilt 2, s. 316).
Mesele, ikinci yüzyılda hikaye anlatıcılarının yayılmasıyla gelişti ve onların amacı garip hikayeler ortaya çıkarmak ve anekdotların sayısını artırmaktı. Geçmişteki hikaye anlatıcıları ilim ve hadis sahibi kişiler iken, üçüncü yüzyıla gelindiğinde hikaye anlatıcısı adı sıradan ve bayağı bir unvan haline geldi. Vaaz vermede öncülük edenlerin çoğu hadis ve geniş bilgi sahibi kişilerdi ve onlardan bahsetmeye gerek yok. Sufiler, rivayetlere özel bilgiyle sahip olduklarını iddia ettikleri dışında bir şey eklemediler ve Allah gizli olanı en iyi bilir. (El-Rafiî, Cilt 1, s. 382)
Abbasiler, Emevilerin örneğini takip ederek hikaye anlatıcıları kullanmaya başladılar. Raşid, 200 Hicri yılında vefat eden Ebu Hudeyfe olarak bilinen İshak’ı getirdi. İshak, yalan söylemesi ve uydurma hikayeleriyle tanınıyordu. Raşid, ona İbn Rağaban Camii’nde oturup insanlara hikaye anlatmasını emretti. İshak, yalan söylemeye ve çoğu kendisinden önce ölmüş olan güvenilir bir grup insandan hikayeler anlatmaya başladı (Tarikh Baghdad, Cilt 6, s. 346).
Bu yolla, özellikle peygamberlerin biyografileri ve hikayeleri, mucizeler ve erdemler gibi birçok konu kitaplara girdi; böylece kitaplar mitlerle doldu ve bunlar nesilden nesile aktarılarak birçok kişi için kabul görmüş gerçekler haline geldi.
Altıncı sebep:
Doğru Yolda Giden Halifeler döneminden sonra, ideolojik bir temele ihtiyaç duyan siyasi yönelimli İslami mezhepler ve ideolojiler ortaya çıktı. Şiiler ve Hariciler buna örnek gösterilebilir. Ayrıca, referans çerçevesi İslam’ın felsefi bir anlayışı olan Kaderiyye, Cahmiyye ve Murciyye gibi felsefi ve entelektüel akımlar da ortaya çıktı. Bu durum, ideolojilerini çerçevelemek ve argümanlarını güçlendirmek için, amaçlarına yönelik dini destek ve gerekçeyi Peygamber geleneklerinde (hadis) bulmalarını gerektirdi.
Abbasi döneminin başında, açık, özgür ve eleştirel bir entelektüel geleneğe sahip olan Mu’tezile ortaya çıktı. Peygamberin Sahabelerinin ele almadığı konuları gündeme getirdiler. Bazı hukukçular bu görüşleri sapkınlık olarak yorumladılar. Buna karşılık, Peygamberin hayatını mutlak doğrunun alanına yerleştiren, ancak onun Arap Yarımadası gibi belirli gelenekler altında bir bağlamda yaşadığını kabul eden Sünni düşünce ekolü ortaya çıktı. Onlar, ilahi mutlak doğrunun Kur’an olduğunu, Sünnetin ise insan yorumunu temsil ettiğini savundular. Mu’tezile ile amansız bir mücadele verdiler ve sonunda zafer kazandılar. Sünni ekolün zaferi, özgür ve eleştirel düşüncenin bastırılmasına yol açtı. Hukukçular, Sünni İslam bayrağı altında liderliklerini halka teslim ettiler. Hukuk, iktidardaki güçle işbirliğine girdi ve günümüze kadar da öyle kaldı. Hadis ilmi bu çatışmayı körüklemek için ortaya çıktı. Sünnet, geleneksel hukuksal anlamıyla, tüm özgür ve eleştirel düşüncenin başının üzerinde sallanan bir kılıç haline geldi . Tüm bu hareketlerin destekçi kazanmak ve devamlılıklarını sağlamak için temel bir entelektüel ve doktrinsel zemine ihtiyacı vardı. Bu nedenle, her biri kendi görüşünü desteklemek için hadis uydurmaya başladı. Daha sonra, argümanlarını Kur’an’a dayandırmak yerine, kendilerini destekleyen hadislerden delil aldılar veya kendileri için hadis uydurdular. Bu türden binlerce hadis uyduruldu ve tahrif edildi.
Bu, söz konusu çatışmalarda bir tarafı desteklemek için meşru bir kılıf arayışındaki bir tahrifat ve manipülasyondan başka bir şey değildi; amaç, bu kılıf hikmetli vahye aykırı olsa bile, iktidara gelmek veya iktidarda kalmaktı.
Uydurmacıların, yalancıların, sahtekarların ve hata yapanların sayısı çok arttığı için, uydurma hadis sorunu yaygın ve her yere yayılan bir hal aldı. Uydurma hadisler tüm bilgi alanlarına yayıldı. (Bunlar, hikaye anlatıcılarının ve vaizlerin dilindeki vaazlarda ve dolayısıyla genel halkın dilinde yayıldı. Ayrıca fıkıh, akide, tefsir, tarih, biyografi, askeri seferler ve vaaz kitaplarında da yayıldı.) Yedinci sebep:
Abdullah ibn Abbas gibi çocuklardan hadisler aldı; Buhari ondan şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Allah’ın Resulü ben on yaşındayken ve sünnetliyken vefat etti.” El-Manar’ın yazarı, Musnad Ahmed’de 1696 hadis bulunduğunu rivayet eder. Ayrıca, Resulullah (s.a.v.) vefat ettiğinde on yaşından küçük olan Enes ibn Malik, Abdullah ibn el-Zübeyr, Hasan ibn Ali, el-Hüseyn ibn Ali ve diğerleri gibi çocuklardan da hadisler aldı.
Abdullah ibn Abbas, Peygamberi tanımıyordu; çünkü babasıyla birlikte Mekke’de yaşıyordu ve babası Medine’ye hicret edenlerle birlikte hicret etmemişti. Fetih sonrasında bile Peygamber Medine’ye döndü, o zamanlar sekiz yaşında olan İbn Abbas ise babasıyla birlikte Mekke’de kaldı. Öyleyse, Buhari’nin rivayet ettiği gibi, nasıl şöyle diyebilirdi: “Allah’a yemin ederim ki, O’ndan başka ilah yoktur. Allah’ın Kitabı’nda indirilen her sureyi biliyorum ve her ayetini de biliyorum.”
Sekizinci sebep
Üçüncü bir grup ise, dindarlık ve zühd taklidi yapan ancak aslında cahil olan kişilerdi; bunlar, iyi amelleri teşvik etmek ve cehennem ateşinden sakınmak için hadis uydurdular. Hoşlarına giden bir ifade bulduklarında, bunun dine fayda sağlayacağına, insanları dine daha çok yaklaştıracağına ve bağlılıklarını güçlendireceğine inanarak, onu Peygambere isnat ettiler. Şüphesiz ki bu, en büyük ve en sinsi yalan biçimiydi, çünkü eylemleri daha gizliydi, zira yanlış yaptıkları şüphesi duyulmuyordu. İbn el-Salah şöyle demiştir: “Bunların en zararlısı zühdcülerdir, çünkü insanlar onlara güvenir ve onlarda iyilik görürler ve kabul edilirler.” El-Hafız İbn Hacer şöyle demiştir: “Kendilerini fıkıh âlimi olarak tanıtan ve kıyas yoluyla Peygambere isnat etmeye izin verenler de bu zühdcüler kategorisine dahildir.” Çünkü bu kategorideki uydurmacılar, kendi anlayışlarına göre, ibadet amacıyla ve Allah’a daha yakınlaşmak için hadis uydururlar. Bazı Sufiler, insanları itaate yönlendirmek ve itaatsizlikten caydırmak amacıyla, teşvik ve uyarı için hadis uydurmaya bile izin vermişlerdir.
Dokuzuncu sebep: sapkınların hareketi mi?
“Sapık” terimi her şüpheciye, sapkın kişiye veya ateiste uygulanır, ancak sapıklar genellikle Şeriatı bozmayı, halkın kalbine şüphe aşılamayı ve dine müdahale etmeyi amaçlayanlardır.
Bunların en ünlülerinden biri de, Hammad bin Seleme’nin kitaplarına hadisler ekleyen Abdül Kerim bin Ebu el-Evce’ idi. İbn Ebu el-Evce’ yakalandığında, Muhammed bin Süleyman bin Ali’ye getirildi ve o da boynuna vurulmasını emretti. Öldürüleceğinden emin olunca şöyle dedi: “Allah’a yemin ederim ki, aranıza dört bin hadis ekledim; bunlarda helali haram, haram olanı helal kıldım. Oruç gününüzde orucunuzu bozdunuz, orucunuzu bozduğunuz gün oruç tuttunuz.”
Abdul Karim bin Abi Al-Awja, Al-Hasan Al-Basri’nin öğrencilerinden biriydi, sonra yoldan saptı. Hacılarla görüşmek ve onları yanıltmak için Mekke’ye giderdi. İmam Al-Sadiq onunla tartışır ve yalanlarını ortaya çıkarırdı. Basra’da gençleri yoldan çıkarırken, Amr bin Ubaid onu tehdit etti, bunun üzerine Kufa’ya gitti ve Kufa valisi Muhammed bin Sulaiman onu ihbar ederek öldürdü.
İbn el-Cevzi, kendi rivayet zinciriyle el-Hakam ibn Mübarek’ten şöyle nakletmiştir: Hammad ibn Zeyd’in şöyle dediğini işittim: Sapıklar, Allah Resulü’nden (sallallahu aleyhi ve sallam) on dört bin hadis uydurdular.
Şöyle dedi: Bu sapkınlar arasında, akılsız bir şeyhten bir kitap alıp, onun hadislerinden olmayan şeyleri kitaba ekleyen ve o şeyhin de bunu kendi hadisiymiş gibi rivayet edenler vardı.
Sapıklar arasında, biyografi ve tarih kitaplarını tahrif etmede uzmanlaşmış olan Sayf ibn Umar da vardı. Yahya ibn Ma’in onun hakkında şöyle demiştir: “Hadis konusunda zayıftır ve ondan daha iyisi yoktur.”
İbn Hibban onun hakkında şöyle demiştir: “Güvenilir ravilerden uydurma hadisler rivayet eder.” İbranice’de “Hadis uydurmak” suçlamasıyla karşı karşıya kaldı. “Hadis uydururdu” denildi. Bununla birlikte, Taberi tarih kitabında ondan birçok hadis rivayet etmiş ve birçok biyografi yazarı ve tarihçi, uydurmaları ve icadı da dahil olmak üzere, onun rivayetlerini Taberi’den almıştır.
Hadisleri kitaplara ekleyenler arasında, El-Baqir’in (Allah ondan razı olsun) sahabelerinin kitaplarına kendisinin rivayet etmediği hadisleri ekleyen El-Muğira bin Said gibi aşırılıkçı sapkınlar ve aynı şekilde El-Sadiq’in (Allah ondan razı olsun) sahabelerinin kitaplarına hadis ekleyen Ebu El-Hattab’ın sahabeleri de vardı.
Uydurma hadisler hakkında, sayıları yüzlerceyi bulan birçok kitap yazılmıştır. Uydurma hadisler hakkında da birçok kitap yazılmıştır; bunlar arasında İbn el-Cevzi’nin “El-Mevduat”, el-Sagani’nin “El-Durr el-Mültakat fi Tebyin el-Galat” ve el-Şavani’nin bin dört yüz dört hadisi zikrettiği “El-Fevaid el-Majmu’ah fi el-Ahadith el-Mevdu’ah” adlı eserleri ve diğer kitaplar yer almaktadır.
Alim el-Amini, Mizan el-İ’tidal, Lisan el-Mizan, el-Cerh ve el-Ta’dil, Tarikh el-Şam, Mecmâ’ el-Zevaid, el-La’ali’ el-Masnu’ah, Tadhkirat el-Mevduat, Tarikh Bağdat, el-Muntazam (İbn el-Cevzi), Tahdhib el-Tahdhib, Şadharat el-Dhahab ve diğerleri gibi halk arasında yaygın olan hadis rivayetçilerinin başlıca biyografik sözlüklerini inceleyerek yaklaşık yedi yüz uydurmacının adını ve durumlarını zikretmiştir. Daha sonra, hadis rivayetleri konusunda önde gelen alimlerin bunlardan kırk biri hakkında bildirdiklerini derleyerek 408.684 rivayete ulaşmıştır. Bu, Laheq ibn al-Husayn al-Maqdisi gibi yüzlerce kopya ve kitap uyduran diğerlerinin biyografilerinde bahsedilenlere ek olarak, al-Idrisi’nin onun hakkında şöyle dediği bir durumdur: “O, güvenilir ravilere hadis isnat eden, mursal hadisleri isnad eden ve hiç duymadığı kişilerden rivayet eden yalancı bir uydurmacıydı. Ayrıca, hadis ravileri arasında isimleri bilinmeyen kişiler için de kopyalar uydurdu; örneğin Tarthmal, Tarbal, Karkadan ve Sha’bub.” Ve bu küçümsenecek bir şey değil ve biz, az bilgiyle yapılan bu kadar büyük bir yalan ve edepsizlik örneğini günümüzde ne biliyoruz ne de görüyoruz. Bana kendi el yazısıyla elliden fazla hadis bölümü yazdı. (Bağdat Tarihi, Cilt 2, s. 244)
Bunlar arasında Muhammed bin Yusuf bin Yakub el-Razi de vardı: Hadisler, rivayetler ve kopyalar uyduran, hilekâr ve yalancı bir şeyh. Kur’an’da birçok şeyi uydurdu. El-Daraqutni şöyle dedi: Yaklaşık altmış rivayet kopyası uydurdu, bunların hiçbiri asli değil ve doğruluğu teyit edilemeyen hadisler uydurdu. 300 yılından önce Bağdat’a geldi (Tarikh Baghdad, Cilt 3, s. 397).
Bunlar, hadislerin uydurulmasına ve tahrif edilmesine yol açan başlıca sebeplerdir.
Abdul Rahman Shat
Köln / Almanya
15/09/1998
Bunu 1998’de Köln’de yazdım ve 2021’de Hannover’de gözden geçirdim.
أسباب تضخم الحديث
إذا درسنا تاريخ الصحابة والتابعين نرى ان هناك عدة اسباب لعبت دورا كبيرا في تضخم الحديث. نلخص منها تسعة اسباب رئيسية.
السبب الأول: رواية الحديث بالمعنى، التي مثّلت بحدّ ذاتها نزاعاً انقسم فيه القوم إلى قسمين:
قسم تشدد في السماع وأوجب التمسك بألفاظ الحديث كما قالها النبي (ص) بلا تبديل ولا تغيير، ومن دون نقص أو زيادة، ومن هؤلاء محمد بن سيرين والقاسم بن محمد ورجاء بن حيوة، وحجتهم في ذلك قوله(ص) في حجة الوداع: «نضَّر الله أمرأً سمع مقالتي فوعاها ثم أدّاها كما سمع فرُبَّ سامع أفقه من مبلغ».
وقسم تساهل في السماع وأجاز رواية الحديث بالمعنى، ولم يرَ بأساً في تبديل ألفاظ الحديث بمرادفات لها بحيث لا يختلف المعنى. ومن هؤلاء الشافعي بعد ذهابه إلى مصر، وابن حنبل في الترغيب والترهيب، وأبو حنيفة النعمان وسفيان الثوري وعامر الشعبي وغيرهم.
وحجتهم في ذلك حديث رواه الطبراني في المعجم الكبير عن عبد الله بن سليمان الليثي قال: «قلت يا رسول الله أسمع منك ما لا أستطيع أن أؤديه، فأزيد فيه حرفاً أو أنقص منه حرفاً فقال «إذا لم تحلّوا حراماً ولم تحرّموا حلالاً وأصبتم المعنى فلا بأس». ومثاله جواب سفيان الثوري سيد الحفاظ الكوفي الفقيه (ت ١٦١ هـ) عندما قيل له: «حدثنا بما سمعت عن رسول الله (ص) فقال: والله ما إلى ذلك من سبيل، إن قلت إني أحدثكم كما سمعت فلا تصدقوني، إنما هو المعنى. ولو أردنا أن نحدثكم كما سمعنا ما حدثناكم حديثاً واحداً».
والسبب الثاني:
تعدد الروايات والموضوع واحد. مثال ذلك دعاء التشهّد الذي يتلوه المصلي في قعوده الأخير، والذي اختلفت ألفاظه ورواياته حتى بلغت عشر روايات مختلفة، نفصّلها كما يأتي:
- تشهُّد ابن مسعود: روى الشيخان في صحيحهما عن عبد الله بن مسعود قال: «علمني رسول الله(ص) التشهد وكفي بكفّه كما يعلمني السورة من القرآن: التحيات لله والصلوات والطيبات، السلام عليك أيها النبي ورحمة الله وبركاته، السلام علينا وعلى عباد الله الصالحين، أشهد أن لا إله إلا الله وأشهد أن محمداً عبده ورسوله».
- تشهّد ابن عباس: روى مسلم في صحيحه وأصحاب السنن والشافعي في الأم عن عبد الله بن عباس قال: «كان رسول الله (ص) يعلمنا التشهد كما يعلمنا السورة من القرآن فيقول: قولوا التحيات المباركات الصلوات الطيبات لله، السلام عليك أيها النبي ورحمة الله وبركاته، السلام علينا وعلى عباد الله الصالحين، أشهد أن لا إله إلا الله وأشهد أن محمداً رسول الله».
- تشهّد عمر بن الخطاب: روى الإمام مالك في الموطأ عن ابن شهاب الزهري عن عروة بن الزبير عن عبد الرحمن بن عبد القاري أنه سمع عمر بن الخطاب على المنبر بمحضر من الصحابة فلم ينكروه إجماعاً يقول: «قولوا التحيات الزكيات لله، الطيبات الناميات المباركات الصلوات لله، السلام عليك أيها النبي ورحمة الله وبركاته، السلام علينا وعلى عباد الله الصالحين، أشهد أن لا إله إلا الله وأشهد أن محمداً رسول الله».
- تشهّد أبي سعيد الخدري: روى الخطيب البغدادي في كتابه تقييد العلم عن أبي سعيد الخدري قال: «كنا لا نكتب إلا القرآن والتشهد، التحيات الصلوات الطيبات، السلام عليك أيها النبي ورحمة الله وبركاته، السلام علينا وعلى عباد الله الصالحين، أشهد أن لا إله إلا الله وأشهد أن محمداً رسول الله».
- تشهّد جابر بن عبد الله: روى النسائي وابن ماجة والترمذي عن جابر بن عبد الله مرفوعاً قال: «كان رسول الله يعلمنا التشهد كما يعلمنا السورة من القرآن: بسم الله وبالله، التحيات الطيبات المباركات، السلام عليك أيها النبي ورحمة الله وبركاته، السلام علينا وعلى عباد الله الصالحين، أشهد أن لا إله إلا الله وأشهد أن محمداً رسول لله»
- تشهّد أم المؤمنين عائشة: روى مالك في الموطأ أن عائشة كانت تقول «إذا تشهدت: التحيات الطيبات الزكيات، السلام علينا وعلى عباد الله الصالحين، أشهد أن لا إله إلا الله وأشهد أن محمداً رسول الله».
- تشهّد أبي موسى الأشعري: روى مسلم وأبو داوود أن التشهد عند أبي موسى الأشعري: «التحيات الطيبات الصلوات لله وحده لا شريك له، السلام عليك أيها النبي ورحمة الله وبركاته، السلام علينا وعلى عباد الله الصالحين، أشهد أن لا إله إلا الله وأشهد أن محمداً رسول الله».
8.تشهّد عبد الله بن عمر: روى مالك في الموطأ عن نافع عن ابن عمر أنه كان يتشهد فيقول: «بسم الله، التحيات لله، الصلوات لله، السلام على النبي ورحمة الله وبركاته، السلام علينا وعلى عباد الله الصالحين، أشهد أن لا له إلا الله وأشهد أن محمداً رسول الله. فإذا قضى تشهده وأراد أن يسلم قال: السلام على النبي ورحمة الله وبركاته، السلام علينا وعلى عباد الله الصالحين. وهذه زيادة في التشهد وتكرير».
- تشهّد سمرة بن جندب: كان دعاء التشهّد عنده: «التحيات الطيبات، والصلوات والملك لله، السلام عليك أيها النبي ورحمة الله وبركاته، السلام علينا وعلى عباد الله الصالحين، أشهد أن لا إله إلا الله وأشهد أن محمداً رسول الله».
- تشهّد أئمة آل البيت: روى الإمام السرخسي في كتابه المبسوط في سنده مرفوعاً عن النبي (ص) أن دعاء التشهد: «التحيات الناميات الزكيات المباركات الطيبات لله، السلام عليك أيها النبي ورحمة الله وبركاته، السلام علينا وعلى عباد الله الصالحين، أشهد أن لا إله إلا الله وأشهد أن محمداً رسول الله».
إننا نقف طويلاً عند عبارتين وردتا في هذه التشهّدات العشرة.
الأولى: «كان رسول الله يعلمنا التشهد كما يعلمنا السورة من القرآن»، قالها ابن عباس وجابر.
والثانية: «وكنا لا نكتب إلا القرآن والتشهد»، قالها أبو سعيد الخدري. ونتساءل: إذا جاز تعدد الروايات واختلاف الألفاظ في دعاء هو من أركان الصلاة لا تصح إلا به، فما بالك بأمور أخرى أقل من التشهد أهمية وخطراً؟
السبب الثالث:
وأهم العوامل التي أسهمت في تضخيم كتلة الحديث النبوي، فهو الوضع والتزوير والكذب على النبي (ص) فالحديث الموضوع هو كل قول أو فعل مصنوع مكذوب منسوب إلى النبي (ص)، جرى تزويره وتزيـــــفه لغاية أو لأخرى. والوضّاعون الكذابون كثيرون.
حسب قول ابن خلكان لا يحصيهم العدد، أشهرهم: 1- ابن أبي يحيى في المدينة، 2- والواقدي في بغداد، 3- ومقاتل بن سليمان في خراسان، 4- ومحمد بن سعيد بالشام 5- عبد الكريم بن أبي العوجاء، 6- وأحمد بن عبد الله الخونباري، 7- ومحمد بن عكاشة الكرماني، 8- ومحمد بن تميم الفارابي، 9- وسيف بن عمر التميمي، 10- وسعد بن طريف، 11- ومأمون بن أحمد السلمي وغيرهم من الذين يشبهونهم في كثرة الأحاديث الموضوعة التي أسندوها زوراً وبهتاناً إلى النبي (ص) وأصحابه وآل بيته. فتعاظم سيلها وعمّ ويلها حتى روي عن الإمام البخاري أنه قال: أحفظ مئة ألف حديث صحيح ومئتي ألف حديث غير صحيح. والجدير بالذكر أن كل هؤلاء عاشوا في خير القرون! أيعقل أن تكون خير القرون هي التي جرى فيها وضع الحديث على الرسول (ص) والتلفيق له بهذا الكم الهائل؟
الحديث النبوي قد يأتي مزوراً بكامله متناً أو سنداً أو كليهما مجتمعين، مثاله: ما رواه الخطيب عن أبي هريرة مرفوعاً، وذكره الإمام النووي في شرحه لـصحيح مسلم، أن النبي (ص) قال: «يكون في أمتي رجل يقال له محمد بن إدريس أضرّ على أمتي من إبليس، ويكون في أمتي رجل يقال له أبو حنيفة هو سراج أمتي». في إسناده وضّاعان أحدهما مأمون بن أحمد السلمي والآخر أحمد بن عبد الله الخونباري. وقد يأتي الحديث النبوي موضوعاً في جزء منه، وهذا ما يطلق عليه أهل الأثر اسم «الإدراج» في تخريجه مضحكة وخطيرة في آن معاً، هرباً من تسمية صاحبه كذاباً. فالكذب على النبي(ص) بتقويل ما لم يقل لا علاقة له عند العقلاء بعدد الألفاظ المزورة المكذوبة.
السبب الرابع:
في عبارة الأبهري حيث يصف موطأ مالك، من إضافة أحاديث الصحابة وتابعيهم وأئمة المذاهب وتلاميذهم إلى ما قاله النبي (ص). وفي كتب أهل السنّة والجماعة، تحت عنوان «قول الصحابي حجة»، وفي كتب أهل الشيعة اضفت أحاديث آل البيت وتابعيهم وأئمة المذاهب ومريديهم إلى ما قاله النبي (ص) بحجة أن هؤلاء جميعاً معصومون بعصمة تكوينية التي ورثوها عن جدهم محمد (ص).
بإضافة قول الصحابي الى ما قاله النبي وبجعل قول الصحابي حجة اضيفت اقوالهم واقوال اهل البيت الى قول النبي كحديث. واختلط قول الصحابي بقول النبي ص. وكثرت الروايات.
السبب الخامس:
تقليد اهل الكتاب. وقد كان تقليد اهل الكتاب موجودا في عهد الرسول ص. لقوله ص. (عن أبي سعيد رضي الله عنه، أنَّ النبي صلى الله عليه وسلم قال: (لَتَتَّبِعُنَّ سَنَنَ مَنْ قَبْلَكُم شِبْرًا بشبْر، وذراعًا بذراع، حتَّى لو سَلَكُوا جُحْر ضَبٍّ لَسَلَكْتُمُوهُ)؛ قلنا: يا رسول الله؛ اليهودُ والنَّصارى قال النَّبيُّ صلى الله عليه وسلم: (فَمَن؟!)؛ رواه الشيخان.
ولقول الله تعالى:
{كَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ كَانُوا أَشَدَّ مِنكُمْ قُوَّةً وَأَكْثَرَ أَمْوَالًا وَأَوْلَادًا فَاسْتَمْتَعُوا بِخَلَا قِهِمْ فَاسْتَمْتَعْتُم بِخَلَا قِكُمْ كَمَا اسْتَمْتَعَ الَّذِينَ مِن قَبْلِكُم بِخَلَاقِهِمْ وَخُضْتُمْ كَالَّذِي خَاضُوا أُولَٰئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ} (69) توبة.
والمسيحيــون كانوا يــتــفاخرون على المسلمين بقول المسيح. قال المسيح كذا وقال كذا. لأن الإنجيل هو عبارة عن سيرة الذاتية للمسيح. الإنجيل فيه: قال المسيح وقال الرب. كلام المسيح عندهم كلام الله. وبدأ المسلمون يقلدون اهل الكتاب بالإضافة قول الرسول (الحديث) الى الكتاب. وبدئوا بالتقول على الرسول. لأن مستوى المسلمين في القـرن الأول من ناحية العلمية والكتابة والثقافة كان أقل كثيرا من مستوى اهل الكتاب. ولذلك كان المسلمون يستفسرون أهل الكتاب في الأمور التي لا يعرفونها. حين ذلك الوقت ما كان عند العرب ثقافة حول شكل الدولة والحكم والإدارة العامة والكتابة مثل ما كان موجودا عند الروم والفرس. والمسلمون تأثروا كثيرا من ثقافة اهل الكتاب. وخاصة من المسيحية من قولهم قال المسيح وقال الرب. أصبح المسلمون يقولون: قال الله وقال رسول الله.
فالحديث هو السيرة الذاتية للنبي (ص) حتى قدموا قول الرسول على الكتاب ونسخوا الآيات بالحديث. فالحديث تحول الى مركز الإسلام، وترك الكتاب الى المرتبة الثانية. وبدئوا بوضع الأحاديث والتزوير باسم النبي بداية من وفاة عمر (رع) الى عهد الأمويين واستمر الى عهد العباسيين. لقول ابو هريرة: .”ما كنا نستطيع ان نقول قال رسول الله حتى قبض عمر” . وان الصحابة سمعوا ان رسول الله ص. قال: لا تكتبوا عني غير القرآن، ومن كتب عني غير القرآن فليمحيه، وحدثوا عني ولا حرج، ومن كذب عليّ متعمدا فليتبوأ مقعده من النار. (مسلم ج.18 ص.229) بلغ رسول الله ص. ان اناساً كتبوا احادثه، فصعد المنبر وقال: ما هذه الكتب التي بلغني انكم قد كتبتم؟ انما انا بشر، فمن كان عنده شيء فليأت به، يقول ابو هريرة: فجمعنا ما كتبناه وأتلفناه أو قال: فأحرقناه. (تقييد العلم-للخطيب البغدادي ص.34)
ومن المقلدين البارزين القصاصون. والقصّاصون كانوا منذ القديم وعبر التاريخ موجودين، إلّا أنّهم مع ظهور الاسلام، كانوا يقصّون على الناس ويكون من علمهم التفسير والأثر والخبر عن الامم البائدة وغيرهم للتعليم والموعظة، كانوا يسمّونه بالعلم الأوّل، وهو ما يتعلّق بأخبار الامم السالفة وأكثره يأخذونه من أهل الكتاب من اليهود والنصارى، ومن أسلم منهم كعبد اللّه بن سلام وكعب الأحبار ووهب بن منبه (تاريخ آداب العرب، الرافعي ج1 ص 380)
على أنّ القصّة تحوّلت إلى أداة سياسية في زمن معاوية. وكان تبنّي معاوية للقصّاصين، إضافة إلى استغلالهم سياسيا، هو ردّ فعل ضدّ الإمام عليّ (رع)، الذي طرد القصّاصين من المساجد، والذين كانوا قد انتشروا فيها منذ أواخر عهد عمر، حين استجازه تميم الداري أن يقصّ قائما في مسجد المدينة، فأجازه (سير اعجام النبلاء ج2 ص447)، وكان يذكّر الناس في يوم الجمعة قبل أن يخرج عمر، ثمّ استأذن عثمان فأذن له أن يذكّر يومين في الجمعة.
قال أحمد أمين: (وقد نما القصص بسرعة؛ لأنّه يتّفق مع ميول العامّة، وأكثر القصص من الكذب حتى رووا أنّ الإمام علي أمير المؤمنين (رع) طردهم من المساجد، واستثنى الحسن البصريّ لتحرّيه الصّدق) (فجر الإسلام ص159).
وقد استفاد معاوية من كعب الأحبار- كما ذكر ابن حجر العسقلانيّ، إذ أمره معاوية بأن يقصّ في الشام، وهو الذي بثّ أحاديث تفضيل الشام وأهلها (الإصابة ج2، ص316).
وتطوّر الأمر في القرن الثاني إذ انتشر القصّاصون وكان همّ أحدهم أن يجيء بالغرائب ويكثر من الرقائق، وإذا كان القصّاصون آنفا من أهل العلم والحديث فإنّ الأمر انتهى في القرن الثالث إلى أن اسم القاص أصبح لقبا عاميا مبتذلا، وأكثر المتصدرين في الوعظ انّما يكونون من أهل الحديث والمتّسعين في العلوم، ولا حاجة إلى الكلام عنهم، ولم يزد المتصوّفة في الأخبار إلّا ما يزعمون أنّهم احتووه بعلم خاص، واللّه أعلم بغيبه. ( الرافعي ج1 ص 382)
وقد سار العباسيون بسيرة الأمويين في تبني القصاصين، فقد استجلب الرشيد إسحاق المعروف بأبي حذيفة المتوفّى سنة 200 هـ، وهو معروف بالكذب ومشهور بالوضع، فأمره الرشيد أن يجلس في مسجد ابن رغبان ويحدّث الناس، فأخذ إسحاق يحدث بالأكاذيب ويروي عن خلق من الثقات أكثرهم ماتوا قبل أن يولد (تاريخ بغداد ج6 ص346).
ومن هذا الطريق، دخل كثير من الموضوعات، خصوصا في السيرة وقصص الأنبياء، والمعاجز، والفضائل فامتلأت الكتب بالأساطير وتـناقلوها واحدا عن آخر، حتّى أصبحت عند الكثيرين من الحقائق المسلّمة.
السبب السادس:
هو انه بعد الخلفاء الراشدين ظهرت فرق وافكار اسلامية ذات مرجع سياسي وكانوا بحاجة الى ارضية ايدولوجية. مثل الشيعة والخوارج. وظهرت تيارات فكرية فلسفية مثل القدرية والجهمية والمرجـئـة وكان مرجعيتهم تبني الفهم الفلسفي للإسلام. التي كان من موجبها لتأطير ايدولوجياتها ولتقوية آراءها ان تجد لأهدافها سندا وغلافا دينيا من الحديث النبوي.
وفي بداية العصر العباسي ظهرت المعتزلة صاحب الفكر النير الحر النقدي. طرحوا مسائل لم يطرحها الصحابة. ففهمها بعض الفقهاء الخروج من الدين. وفي مقابله خرج فكر اهل السنة والجماعة حيث وضعوا حياة النبي في عالم المطلق، مع علمهم انه عاش في مثل جزيرة العرب تحت اعراف خاصة. وان المطلق الإلهي هو كتاب الله، وان السنة هي الجانب الانساني الاجتهادي، وحاربوا المعتزلة بلا رحمة حتى انتصروا عليهم. وانتصار تيار اهل السنة والجماعة أدى الى قتل الفكر الحر النقدي عند الناس. واستسلم الفقهاء قيادة الناس تحت اسم اهل السنة والجماعة. وأصبح الفقه متصالح مع السلطة وفي خدته الى اليوم. وظهر علم الحديث لمضغ وخضم هذه المعركة. واصبحت السنة بمفهومها التقليدي الفقهي هي السيف المسلط على رأس كل فكر حر نقدي. كل هذه الحركات كانت بحاجة الى ارضية فكرية عقائدية لتكسب المؤيدين وتحفظ باستمراريتها. ولذلك بدأ كل منهم يأتي بأحاديث لتأييد قضيته. حينئذ بدلا من ان يستدلوا قضيتهم بالقرآن، أخذوا ادلتهم من الحديث المؤيد لهم، أو وضع لهم حديث. وضِع وزوّر آلاف الأحاديث من هذا النوع.
إنما كان مجرد تزيــيــف وتوظيف بحثا عن غطاء شرعي ينصر على طرف في تلك النزاعات، بغرض الوصول أو البقاء في الحكم، حتى لو جاء هذا الغطاء مخالفا للتنزيل الحكيم.
ولما تعددت أصناف الوضاع والكذابين والمنتحلين والمخطئين على هذا النحو فإن البلوى بوضع الحديث عمت وطمت. وانتشر الحديث الموضوع في كل فنون العلم. (انتشر في الوعظ على ألسنة القصاص والوعاظ، وعلى ألسنة العامة تبعًا لذلك، وانتشر في كتب الفقه والعقائد والتفسير والتاريخ والسير والمغازي والوعظ)
السبب السابع:
أخذ الأحاديث عن الأطفال، كعبد الله بن عباس الذي نقل البخاري عنه انه قال: توفي رسول الله وانا ابن عشر سنين مختونا، ويروي صاحب المنار ان له في مسند أحمد 1696 حديثا. وكأنس بن مالك، وكان عمره أقل من عشر سنوات حين وفات الرسول (ص)، وعبد الله بن الزبير، وحسن بن علي، والحسين بن علي.. وغير هم.
وعبد الله بن عباس لم يعرف النبي اذ كان يقيم في مكة مع ابيه الذي لم يهاجر مع من هاجر الى المدينة، حتى بعد الفتح عاد النبي الى المدينة وبقي ابن عباس مع ابيه في مكة وهو ابن ثمان سنين. فمن اين له يقول كما يروي البخاري: والله الذي لا إله غيره، ما نزلت سورة من كتاب الله الا وانا اعلم اين نزلت، ولا نزلت آية من كتاب الله الا وانا اعلم فيم نزلت.
السبب الثامن
وصنف ثالث من أهل الزهد والتدين الجاهل وضعوا الأحاديث ترغيبًا في فضائل الأعمال بزعمهم وترهيبًا من النار وكلما استحسنوا قولا لقائل نسبوه إلى الرسول ظنًا أن هذا يفيد الدين ويرغب الناس فيه ويزيدهم تمسكًا به، لا شك أن هذا كان أعظم الكذب وأخبثه لأن أمر هؤلاء كان أكثر خفاء، لأنه لا يظن بهم السوء، وقال ابن الصلاح: وأشد هذه ضررًا أهل الزهد لأنهم للثــقة بهم، وتوسم الخير فيهم يُقْبَلُوا، قال الحافظ بن حجر: ويلحق بالزهاد في ذلك المتـفـقهة الذين استجازوا نسبة ما دل عليه القياس إلى النبي. لأنّ الوَضّاعين من هذا القسم يضعون الحديث تعبّدا وتقرّبا إلى اللّه، بحسب ظنّهم، فقد ذهب بعض المتصوّفة إلى جواز وضع الحديث للترغيب والترهيب، ترغيبا للناس في الطاعة وزجرا لهم عن المعصية.
السبب التاسع: حركة الزنادقة؟
والزنديق مصطلح اطلق على كل شاكّ أو ضالّ أو ملحد ، إلّا أنّ الزنادقة غالبا يراد بهم الّذين قصدوا إفساد الشريعة وإيقاع الشكّ فيها في قلوب العوام والتلاعب بالدين .
ومن أشهرهم : عبد الكريم بن أبي العوجاء الّذي كان يدسّ الأحاديث في كتب حماد- بن سلمة- ، فلمّا أخذ ابن أبي العوجاء أتي به محمّد بن سليمان بن عليّ فأمر بضرب عنقه ، فلمّا أيقن بالقتل ، قال : واللّه لقد وضعت فيكم أربعة آلاف حديث احرّم فيها الحلال واحلّ فيها الحرام ، ولقد فطّرتكم في يوم صومكم وصوّمتكم في يوم فطركم.
وكان عبد الكريم بن أبي العوجاء من تلامذة الحسن البصري ثمّ انحرف، فكان يذهب إلى مكّة للاجتماع بالحجّاج وإضلالهم، وكان الإمام الصادق يناظره ويكشف أباطيله، وكان بالبصرة يفسد الأحداث فهدّده عمرو بن عبيد فلحق بالكوفة ودلّ عليه محمّد بن سليمان والي الكوفة فقتله.
وروى ابن الجوزي بسنده عن الحكم بن مبارك، قال: سمعت حماد بن زيد يقول: وضعت الزنادقة على رسول اللّه (ص) أربعة عشر ألف حديث.
وقال: قد كان في هؤلاء الزنادقة من يأخذ من شيخ مغفل كتابه فيدسّ في كتابه ما ليس من حديثه فيرويه ذلك الشيخ ظنا منه أنّ ذلك من حديثه.
ومن الزنادقة سيف بن عمر الّذي كان متخصصا في الدسّ في السيرة وكتب التاريخ ، قال عنه يحيى بن معين : «ضعيف الحديث فليس خير منه» .
وقال عنه ابن حبّان: يروي الموضوعات عن الأثبات، اتّهم بالزندقة، قالوا: كان يضع الحديث. ومع ذلك فقد روى عنه الطبري في تاريخه كثيرا ، ومن الطبري أخذ الكثيرون من أرباب السير والتاريخ رواياته ، ومنها مخترعاته وموضوعاته .
وكان ممّن يدسّ الأحاديث من الزنادقة الغلاة، كالمغيرة بن سعيد ، الّذي دسّ في كتب أصحاب الباقر (رع) أحاديث لم يحدّث بها ، وكذلك أصحاب أبي الخطاب الّذين دسّوا الأحاديث في كتب أصحاب الصادق (رع) .
وقد أُلِّفت مؤلّفات كثيرة في الوضاعين، عدّت المئات منهم، كما ألّفت كتب كثيرة في الأحاديث الموضوعة، منها كتاب «الموضوعات» لابن الجوزي، و «الدرّ الملتقط في تبين الغلط» للصاغاني، و«الفوائد المجموعة في الأحاديث الموضوعة للشوكاني» الّذي ذكر فيه ألفا وأربعمائة وأربعة أحاديث، وغيرها من الكتب.
وقد ذكر العلّامة الأميني، من خلال تتبّعه لأمّهات الكتب في الرجال عند الجمهور: كميزان الاعتدال، ولسان الميزان، والجرح والتعديل، وتاريخ الشام، ومجمع الزّوائد، واللآلئ المصنوعة، وتذكرة الموضوعات، وتاريخ بغداد، والمنتظم (لابن الجوزي)، وتهذيب التهذيب، وشذرات الذّهب . . . وغيرها، ذكر نحو سبعمائة من أسماء الوضّاعين وذكر حالهم، ثمّ أحصى ما ذكره أعلام الرجال عن وضع واحد وأربعين منهم، فكان 408.684 رواية. هذا غير ما ذكر في ترجمة آخرين من غير هؤلاء من وضعهم لمئات النسخ والكتب مثل: لاحق بن الحسين المقدسي، الذي قال الادريسي عنه: كان كذّابا أفّاكا يضع الحديث عن الثقات ويسند المراسيل ويحدّث عمّن لم يسمع منهم، ووضع نسخا لأناس لا تعرف أساميهم في جملة رواة الحديث، مثل: طرثمال وطربال وكركدن وشعبوب. ومثل هذا شيء غير قليل، ولا نعلم ولا رأينا في عصرنا مثله في الكذب والوقاحة مع قلّة الدراية، وكتب لي بخطّه زيادة على خمسين جزءا من حديثه. .(تاريخ بغداد ج2 ص244).
ومنهم: محمّد بن يوسف بن يعقوب الرازي: شيخ دجّال كذّاب، كان يضع الأحاديث والقراءات والنّسخ، وضع كثيرا في القرآن، قال الدار قطني: وضع نحو من ستين نسخة قراءات ليس شيء منها أصل، ووضع من الأحاديث ما لا يضبط، قدم بغداد قبل الثلاثمائة (تاريخ بغداد ج3 ص397).
هذه هي الأسباب البارزة التي تسببت في وضع الحديث وتزويره.
عبد الرحمن شط
كولونيا (كولن) / المانيا
15/09/1998
كتبتها في كولن في 1998 وراجعتها في هنوفر في 2021